5 Ekim 2010 Salı

Pi


herkesin bilgisayarında, indirip sonra izlerim dediği bir film mutlaka vardır.ve o film çook uzun süre izlenmez, sürekli olarak sonra izlerim, bir ara izlerim denir denir durur.benim bilgisayarda yıllanmış ve sonra izlerim deyip sürekli burun kıvırdığım filmlerden biri de pi'ydi.sonunda, "lan altı üstü 80 dakka izliyim işte." deyip izledim ve neden böyle güzel bir filmi izlemeyi bu kadar ertelemişim ulan ben dedim kendime, kızdım, paraladım kendimi.

1998 yılında, daha sonraki yıllarda requiem for a dream ile dünya çapında üne kavuşacak olan darren aronofsky'nin ilk uzun metraj filmi.

adından anlaşıldığı gibi film matematik ile ilgili ama sadece bu yönüyle izlerseniz eğer, matematiği yüksek derecede bilmiyorsanız bir bok anlamazsınız.filmde bir adamımız var; max cohen.tahmin edileceği gibi normal bir adam değil, 3 basamaklı sayıları filan çarpabiliyor v.s..., böyle insanlara her filmde biçilen karaktere sahip; asosyal, insancıl ilişkileri sorunlu, gerçeklikten hiçbir zaman emin olamayan, beynindeki krizlerden ilaçlarla bir nebze kurtulabilen bir adam ve bir matematik dehası.kafayı pi sayısına takmış vaziyette.pi sayısının kendi içinde bir düzeni, bir anlamı olduğuna inanıyor ve bununla yatıp bununla kalkıyor.bunlar önemsiz bilgiler bana kalırsa, ben burada filmi anlatıp gideceğim basit bir yazı yazmak istemiyorum, sevmiyorum öyle yazıları.

bu filmde matematik büyüsü, bir dehanın insanı kendine hayran bırakması filan yok.bu filmde kafayı bir şeye taktığınız zaman nasıl bir manyaklığa düşeceğinizin açıklaması var.filmde kafayı herhangi bir sayıya takan max, her yerden o sayının çıktığına inanmaya başlıyor ve artık matematikçi gibi değilde numerolojist(ya da hurufi) gibi düşünmeye başlıyor.zaten bunu filmde, max'in hocası, zamanında fena halde kafayı pi sayısına takmış olan sol, bağıra bağıra söylüyor max'e.-23 numara diye bir film vardı, neydi adamın adı hayvan dedektifi hani o oynuyordu, her yerde 23 numara'yı görüyordu ve seyirciye "ovvv vaoovv" dedirtiyordu, film kötüydü fakat adamın delirmesini filan benzetebiliriz max'e.şimdi espri üretmek adına her sayıyı mhp'nin 40. yılına bağlamak gibi numeroloji.-

max'in hikayesi böyle filmlerde olan sıradan bir hikaye ama yönetmen nasıl çekeceğini biliyormuş; insanı rahatsız ediyor, sarsıyor.

bu filmde, bir aronofsky farkı var.filmin sinematografisi yönetmenin bir tarzı olduğunu gösteriyor ve şahane yapılmış.çekimler farklı; tüm filmin siyah beyaz olması, ekranın bir anda beyazlaşması, kameranın max'in önünden yapılmış çekimleri şahane.
soundtrackinde de, "ben çokzel müzikler dinlerim olm..." diyor aronofsky.

düşünüyorum da pi'nin senaryosu, hikayesi, ilerleyişi hiç umrumda olmamış, zira çok fazla yönetmenin denediği sıradanlaşan bir senaryo fakat, 80 dakkalık şahane bir görsellik sunmuş bana ve bundan memnun olmuşum.

pi güzel bir film.

sevgi ve sefaletle...
buddha.

2 yorum:

  1. ah.. vizyona girdiği yıl, tek başıma kadıköyde ucuz bir sinemanın 20 kişilik salonunda sadece 3 kişi ile birlikte izlediğim ve çok çok etkilendiğim film.. bende yeri çok ayrıdır.. ne izleyenini gördüm, ne duydum.. lakin konuşanı çoktur.. ben tekrar izlemeye cesaret edemem mesela.. o yaşta, o kafada iyiydi ama ya şimdi.. yooo :)

    YanıtlaSil